Attack of the vampires in Turkey’s popular culture
Famous villain in Turkish history books, Vlad the Impaler inspires the Western culture but vampires have long passed their due date in Turkish culture
The last decade has seen vampires rise once again from their coffins. With the final movie in the epic teen vampire saga Twilight hitting theaters recently, along with cult-favorite TV shows like The Vampire Diaries and True Blood, there are plenty of examples around us. Vampires, in fact, have always been on the loose throughout the last century in Western culture, going back into their coffins occasionally only to wake up even hungrier.
With the vampire craze not losing any steam for decades, it’s quite surprising to see that the existence of original vampires in Turkish pop culture is next to none. Especially when you go back to the origins of vampires in Western fiction. The horror novel that opened the way to a plethora of fascinating blood-sucking characters in the decades to come was Irish writer Bram Stoker’s Dracula.
The inspiration behind the 1897 Gothic novel was Vlad III, the prince of Wallachia in Eastern Europe in the 15th century. Known posthumously as Vlad the Impaler, the ruler was known for his brand of cruelty across Europe, which included impaling his enemies. Vlad’s ultimate enemy was the Ottomans, hence depictions of his endless cruelty made history books, securing his reputation as one of the biggest villains in Turkey’s collective consciousness.
One would expect a whole list of inspired vampire stories from Turkish writers, filmmakers and cartoonists. Bizarrely, there are less than a dozen with hardly any that could be called inspired. The most recent example is this week’s release Laz Vampir: Tirakula, taking history as its cue but foraying into cheap laughs with outdated clichés.
Click here for full article (Hürriyet Daily News)
Vampirler: Gecenin 'öteki' sesinden çoksesliliğe
Hayatınıza giren ilk vampiri hatırlıyor musunuz? Hangi sinema karesinden ya da hangi kitabın sayfalarından ölümcül dişlerini ilk kez gösterdiğini? Ben hatırlamıyorum. Edebiyat, sinema, çizgi roman ve televizyondan sürekli karşıma çıkan vampir tiplemesinin beni korkutmak, tedirgin etmek, kimi durumda midemi bulandırmak üzere yaratılmış olduğunu biliyorum yalnızca. Hayatıma giren ilk vampirleri hatırlamaya çalıştığımda, aklıma F. W. Murnau’nun yüzyıl başında çektiği Nosferatu filmindeki fareden hallice Kont Orlok ve çeşitlemeleri geliyor.
Vampirlerin ne zaman yeraltından yükseldiklerini, ne zaman geceyi sahiplenen, tanımlar ötesi, tanrısal yaratıklara dönüştüklerini ise çok iyi hatırlıyorum. Anne Rice’ın yüzyıllık acılarıyla büyüyen, ölüme ve yaşama lanet etmekten keyif duyan, baştan çıkarıcı vampirleriyle tanıştığım zaman.
O zamana kadar ne düşünür, ne hisseder merak etmediğim, yalnızca kimi içer, kimi yer ilgi duyduğum vampirler Anne Rice’ın kalemi, Roza Hakmen’in çevirisiyle Interview with the Vampire/Vampirle Görüşme romanında dünyanın en ilgi çekici yaratıklarına dönüştüler. Louis’nin ağzından dökülen hüzünlü sözcükler, Lestat’ın insanı anında içine çeken karizması ve Claudia’nın çocuk-kadın karmaşasıyla vampirlerin içine yeniden, bu sefer farklı bir heyecanla düşüverdim.
Vampirler kendi öykülerini anlatmaya, birer özne olmaya başladıkça herkesin benzer bir dönüşümü yaşadığını düşünüyorum. Kimisi için Underworld serisi bu görevi gördü, kimisi The Lost Boys filminin serseri vampir çetesiyle vampirleri çekici bulmaya başladı.
Yazının devamı için tıklayın (zezine)
Eclipse: Tutuk vampirler destanı

Kafası karışık ergen kızlar, ergen kızların anneleri, ergen kız annesi olacak yaşı çoktan geçmiş bekar kadınlar, romantik aşkın kaybolmasına iç geçirenler, cinsiyet rollerinin karmaşıklığına kafa yoranlar, doğaüstünün iyi bir metafor olduğuna yürekten inananlar. Birazcık sinemaya giden, televizyon dizilerini takip eden, popüler kültürle haşı neşir herkese, her keseye uygun bir vampir bulmak mümkün bu aralar.
Günbatımına yeni uyanmış, biraz kanlı biraz çapaklı gözleriyle, kendilerine hayran ölümlülere iştahla bakan vampirleri bir süredir her dört televizyon dizisinden birisinde görmek mümkün. True Blood’ın şehvetli, The Vampire Diaries’in ergenlerin arasına kamufle olmaya çalışan ve de yeni dizi The Gates’in ev kadını vampirlerinin arasından bu hafta sıyrılan tanıdık başka bir vampir var karşımızda: Edward Cullen.
Gökyüzünün farklı hallerinden her sene biraz daha fazla para pompalayan Twilight serisinin, ikinci filmi New Moon'dan sonra Eclipse de bu hafta sinemalarda. Yaşıtları arasında kendine yer bulamayan, kafası karışık bir genç kızın, Atatürk Samsun’a çıkmaya hazırlanırken vampire dönüştürülen genç görünümlü bilge bir adama tutulmasından çok ay tutulmasından ismini alan üçüncü filmin, bir önceki filmden farkını anlamak pek kolay değil aslında.
Bir vampir dizisine daha hazır mısınız?

Vampirler hakkında bir yazı daha okursanız cinnet geçirip en yakınınızdakini dişleyeceğinizi düşünüyorsanız, size kötü haberlerimiz var. True Blood, Twilight ve konu dizimiz The Vampire Diaries derken, popüler kültür meydanını boş bulan vampirlerin şimdilik mezarlarına dönmeye pek niyetleri yok gibi gözüküyor.
Lise öğrencisi bir kız, okula yeni gelen seksi, gizemli çocuktan hoşlanıyor. Kız henüz bilmese de, biz çocuğun bir vampir olduğunu biliyoruz. Sözünü ettiğimiz ergen kız ve ergen görünümlü vampir, Twillight serisinin Bella ve Edward’ı değil. Bu hafta Digiturk’ün MyMax kanalında başlayan The Vampire Diaries dizisinden bir başka liseli kız-vampir oğlan çifti, Elena ve Stefan.
Twilight kitaplarından çok önce yayımlanan bir seriden uyarlanan bu dizinin, dünyayı hop oturtup hop kaldıran Twilight’la benzerliği bu noktada sona eriyor. Yakın zamanda anne ve babasını kaybetmiş olan Elena (Nina Dobrev), problemli erkek kardeşi Jeremy ve yanlarına taşınan teyzesiyle yeni bir hayata başlamaya çalışırken kasabaya yeni taşınan Stefan’dan (Paul Wesley) etkilenmeye başlıyor. Stefan, durgun mu gizemli mi anlayamadığınız antisosyal vampir duruşuyla, Mystic Falls kasabasındaki her genç kızın yüreğini hoplatıyor. Onun gönlü ise, 1864 yılındaki en büyük aşkı Katherine’e tıpa tıp benzediği için Elena’ya kayıyor.
Dawson vampir olsaydı

Williamson’ın zamanında Dawson ve Joey’ye verdiği zeki ergen diyaloglar burada da karakterleri kısa sürede sevdiğiniz ya da gıcık kaptığınız gerçek insanlara dönüştürüyor. Öğretmenleri bile utandıran tarih bilgisi ve insanüstü futbol becerileriyle lisedeki herkesi etkileyen Stefan sıkıcılaşmaya başladığında işin içine ahlaki değerleri tersyüz olmuş kötü kardeş Damon giriyor. Damon gelişigüzel öldürüyor ve her cinayetinden de ayrı bir gurur duyuyor.
The Vampire Diaries’i ideal dizi yapan özelliği ise sürekli izleyiciyi şaşırtabilmesi. Tahmin ettikleriniz gerçekleşse bile, hiç beklemediğiniz bir şekilde oluyor. Bir sezona yayılmasını beklediğimiz, Stefan’ın vampir olduğunun sevgilisi tarafından keşfedilmesi kısa sürede gerçekleşiyor ve kalıcı sandığınız karakterler bir vampir ısırığıyla diziden ayrılabiliyorlar. Elena’nın klişe günlük notlarına ve ender olarak araya sıkıştırılan başarısız tarihi sahnelere katlanabilirseniz, The Vampire Diaries gençlik ve doğaüstü türlerinin güzel bir karışımı olarak, vampirleri bir süreliğine daha aramıza buyur ediyor.
Bunları seviyorsanız kaçırmayın: Dawson’s Creek, Smallville, Supernatural
6 Aralık 2009'da Akşam Pazar'da yayımlandı.
TV dedikoduları

Anne Heche’ye kodumu oturtan bir eski koca
Men In Trees sona erdiğinden beri ortalarda görmediğimiz Anne Heche, yeni HBO dizisi Hung’da oynayacak. Ally McBeal’da John Cage, Men In Trees’de bir dolu hormonlu Alaskalı, gerçek hayatta da Ellen DeGeneres’le aşk yaşayan Heche, Hung’da bir kez daha sıradışı bir ilişkinin parçası olacak. Dizinin adından da anlaşılacağı gibi, Heche’yi mahrem yerleri pantalonunu sıkı bir şekilde dolduran bir lise basketbol koçunun eski karısı olarak izleyeceğiz..
TV Guide: Anne Heche joins HBO’s Hung
Brothers & Sisters’a bir kardeş daha
Beklenen gün geldi. Walkerlar’ın yeni kardeşi Ryan, 14. bölümün son sahnesinde U2’nun Running to Stand Still şarkısı eşliğinde havalı bir giriş yaparak bölümü noktaladı. Havalı saçları ve üniversite öğrencisi seksapeliyle, Ryan’a Walkerlar adına ‘hoşgeldin’ diyoruz..
TV Guide: Meet Ryan – The Walker love child

Desperate Housewives’dan bir elma düştü
Amerikan banliyösunu dünyanın her yerindeki erkek çocukları için seksi bir yere dönüştüren Edie Britt, Wisteria Lane’e veda ediyor..
TV Guide: Nicolette Sheridan is leaving Desperate Housewives
Gilmore Kızı kişisel gelişim gurusu rolünde
Gilmore Kızları’ndan kart olanı, yani Lauren Graham, yeni bir diziyle TV’ye dönüyor. Graham, önümüzdeki sezon başlayacak Let It Go isimli dizide bir kişisel gelişim gurusu / talk show sunucusunu canlandıracak..
TV Guide: Lauren Graham’s new show is a go!
Grey’s Anatomy’nin son çırpınışları
Dizide ve gerçek hayatta izleyicileri bayma noktasına getiren Izzy ve George bu sezonun sonunda Grey’s Anatomy’den ayrılıyorlar. Tabii gelecek sezon Grey’s Anatomy diye bir dizi olmazsa teknik olarak herkes ayrılmış olacak, o da ayrı bir konu..
Ausiello Files: Are Heigl and Knight REALLY leaving Grey’s Anatomy?
Ugly Betty’ye süper (potansiyel) kaynana
En son Mamma Mia!’da Merly Streep’in Julie Walters olmayan arkadaşı olarak izlediğimiz Christine Baranski, Betty’nin yeni sevgilisi Matt’in annesi olarak dizinin yeni oyuncuları arasında yerini alıyor..
Ausiello Files: Christine Baranski hits the mother lode

Vampirlerin TV istilası
Vampirler popüler kültür çıkartmalarına son hızla devam ediyorlar. HBO dizisi True Blood ve ergen kızların (ve bazı orta yaş erkeklerin) aklını dağıtan Twilight’tan sonra bir vampir dizisi daha. Vampire Diaries, iki vampir arasında kalan bir genç kızın çelişkilerini anlatacak. Asıl sürpizi sona sakladık.. İki erkek arasında kalan ergen kız konusunda aklınıza gelecek ilk isim dizinin pilot bölümünü yazıyor: Dawson’s Creek’in yaratıcısı Kevin Williamson..
TV Guide: The CW bites into Vampire Diaries

