Facebook censors Turkey’s biggest anti-racist initiative
“As we know from historical experiences, racism is an ideological enemy to mankind, has always gone with bloodshed and has been used for the benefits of a small ruling minority.” So begins the founding call for DurDe! (Say Stop!), or Say Stop to Racism and Nationalism Initiative, on the initiative’s website. And it ends, “We wish to come together and take permanent steps with those who say ‘I’m against racism and nationalism.’”
DurDe! is a grassroots initiative with local groups that was founded in 2007 to fight racism, nationalism and hate speech in Turkey. The initiative has organized high-profile campaigns, such as the Remove 301, Try Racists campaign, referring to Article 301 of the Turkish Penal Code, which led to a petition with 20,000 signatures, along with a visit to the Turkish National Assembly.
It also organized a commemoration for the Armenian Genocide of 1915 in Istanbul in 2010, drawing 2,500 people to the controversial event. The initiative has been holding events every year since its foundation on March 21, 2007. DurDe! is also a member of United for Intercultural Action, a European network that fights against nationalism, racism and fascism and supports migrants and refugees, as well as the European Grassroots Antiracist Movement.
With traffic of 25,000 monthly visitors to their website, 7,000 Twitter followers and 50,000 Facebook followers, DurDe! is the biggest initiative in Turkey advocating a strong stance in the fight against racism and nationalism. In fact, theirs is a fight that resonates with Facebook’s own community standards.
Click here for full article (Hürriyet Daily News)
Obama vs. Turkish politicians: Who fares better on social media?
“We just made history,” tweeted the campaign managers of Barack Obama four years ago, a reference, among other things, to the effective use of social media throughout the Obama campaign. If John F. Kennedy was the first American president to have used the new medium, television, to his advantage, Obama was the first one to use social media, successfully managing a flourishing grassroots campaign.
Regardless of who becomes the next occupant of the White House, the U.S. presidential elections tomorrow will not be the elections that made history. It was the 2008 elections. “If not for the Internet, Barack Obama would not be president or even the democratic nominee,” Arianna Huffington of the Huffington Post website boldly said following Obama’s win in 2008.
The Obama campaign had limited funding, which might have been a crucial reason for them to embrace social media from very early on. Instead of spending millions on TV ads, digital savvy cohorts of Obama energized their presence in social media. The estimated 14.5 million hours of viewing on YouTube during the campaign, according to American political consultant Joe Trippi, would have cost $47 million on TV.
Click here for full article (Hürriyet Daily News)
Turkish celebrities waking up to Twitter’s potential
Last month nobody remembered Hilal Cebeci, who hit the pop charts more than a decade ago. Today, she is one of the most popular names once again, thanks to a cleverly-planned social media attack. Cebeci had little more than a handful of followers on Twitter, the micro-blogging platform, until she recently shared some revealing photos of herself with followers; one showed her in a nightgown, another pictured her wrapped in a towel just before taking a shower, and the final bomb revealed her with much less than a towel. Within days, thousands started following her on Twitter, and today Cebeci has nearly 300,000 followers.
It seems it wasn’t really a naive move to please her limited number of fans, but a more cleverly-devised ploy to increase her popularity – not unlike American model Adrianne Curry’s attempts to rescue herself from obscurity by sharing nude or semi-nude pictures of herself via Twitter. But Cebeci went a step further, showing glimpses of a social media strategy on her part by immediately giving her fans a name, Panpiş – not unlike Lady Gaga, who calls her fans Little Monsters. Now, Cebeci has more followers than Curry.
Click here for full article (Hürriyet Daily News)
#TrueBlood sosyal medyaya taze kan getiriyor
Dokuz aylık bir uyku uzun bir süre. Hayranları soğutmamak gerekiyor. Burada da işin içine sosyal medya giriyor. Her televizyon dizisinin kendine özgü bir fanatik online hayran kitlesi var. Televizyon kanalları, her dizi için sosyal medyada iyi kötü bir şeyler yapıyor. True Blood ise, en başından beri sosyal medyayı kullanmada bir numara.
Dördüncü sezonunu izlediğimiz True Blood, 2008 yılında daha izleyiciyle tanışmadan sıkı bir sosyal medya kampanyasına başlıyor. Dizinin ev sahibi HBO kanalı, vampirler, doğaüstü, korku sineması gibi alanlarda popüler olan blog yazarlarına dizinin çıkış noktası olan sentetik kan Tru Blood’dan gönderiyor. Dizi başlamadan birçok web sitesi ve online bir oyun internette yerini alıyor. True Blood, daha televizyonda gösterilmeye başlamadan internette hayran kitlesini oluşturmaya başlıyor. İlk bölüm gösterildikten sonra da web siteleri alıp başını gidiyor.
Harry Potter ve sosyal medyayı yakalama çabaları
Harry Potter’ın en büyük şanssızlığı ne ana babasını bebekken kaybetmiş olması, ne de dünyanın tüm büyücülerinin yükünü ergen omuzlarında taşıyor olması. Harry’nin en büyük bahtsızlığı, yedi kitap ve sekiz filmle giderek büyüyen hikayesinde sosyal medyanın hayatımızın bir parçasına dönüşmesini ancak ucundan yakalayabilmesinde.İlk Harry Potter kitaplarını okuduğumda Mugglenet ve The Leaky Cauldron web sitelerini bulduğum için ne kadar şanslı hissettiğimi hatırlıyorum. Sonra kitapların (ve filmlerin) ortasında bir yerde Facebook hayatımıza girdi. Şimdiki Facebook sayfalarından daha farklı bir işleve soyunan gruplarla tanıştık. Grup oluştururken, Facebook üyeleri istedikleri gibi uçabiliyorlardı. Benim seçtiklerim, All of those who died for Harry Potter… We will remember you ve Cedric Diggory anısına kurulan bir gruptu.
Yazının devamı GaGa bloG'da
Şirinler'in köyünde internet bağlantısı zayıf mı?
Komunizm çöktü. Ama Şirinler’in komunal hayat modeli sapasağlam işlemeye devam ediyor. Şirinler’in ‘köyden indim New York’a’ macerasını anlatan The Smurfs filmi bir ay sonra sinemalarda. 80’lerde küçük TV ekranından izlediğimiz Şirinler’i 30 yıl sonra 3 boyutlu izleyeceğiz. Bugün ise Şirinler için önemli bir gün: Dünya Şirinler Günü. Bu özel günde sevdiğimiz Şirin’e hediye almaktan başka ne yapabiliriz bilemiyoruz ama hiç olmazsa küçük mavi yaratıkların sosyal medyada neler yaptığına bir bakalım.
Filmin Facebook sayfası henüz ciddi bir atağa geçmiş durumda değil. 50 bin hayranı olan sayfadan farklı ülkelerin filmle ilgili kendi dillerindeki sayfalarına gidebiliyorsunuz. Buradaki 10 ülkeden birisi de Türkiye, ama henüz sayfanın 25 hayranı var. Filmden bağımsız Türkçe Şirinler Facebook sayfaları da var. Bunlardan birisinin duvarı Şirinler’in politik kimliği ve sembolize ettiği şeylere odaklanıyor. 50 yıldır komunizmi övdüğü iddia edilen Şirinler’in bu sayfada ilginç bir şekilde “emperyalist amerikayı temsil” ettiği savunulmuş.
Bir Twit attım, dönemem
Bilgisayarı ergenlikten çok sonra tanıyan kuşaklar için sosyal medya dünyası, bir türlü adapte olamadığınız, sürekli yanlış bir şey yaptığınız duygusunu üzerinizden atamadığınız, bir tür sosyal jungle. Cep telefonu mesajlarıyla flört etmeyi öğrenen, online kimliği bir küratör edasıyla sürekli yenilenen genç nesiller için ise internet üzerinden gelişip büyüyen dijital medya, emin adımlarla ilerledikleri bir oyun alanı. Psikolog ve sosyologların yarım yüzyıldır kafa patlattıkları, şehir kültürü, şehirde yaşama kodları, beyin göçü, sosyal bağlardan koparak birey olma durumlarının modern insanı nasıl etkilediği, yerini tamamen zıttı kaygılara bırakmış durumda. Dünya online bir köy ve bu köyde mahalle arkadaşlarınızdan, on yıl önceki iş arkadaşlarınıza ve bir gece önce bir partide ne sohbet ettiğinizi hatırlamadığınız o geveze kadına kadar herkes bir arada.
Duvarınızda akıp giden arkadaşlarınızın haber bülteni olmadan çok önce Facebook, naif bir sosyal iletişim alanıydı. Sonra haberler ve fotoğraf işaretlemeyle, dijital iletişimin tanımı değişti. İlk başlarda, ancak birisinin profiline girerek duvarında yazanları okuyabilirken, şimdi devasa bir partide gibiyiz. Kim kimden ayrıldı? Kim hangi müziği dinliyor? Kim hangi diziye hasta? Dün gece gittiği partide kim sarhoş oldu?Yazının devamı sulugreyfurt'ta



