La piel que habito / İçinde Yaşadığım Deri
Pedro Almodovar ve Antonio Banderas’ı 21 yıl sonra bir araya getiren İçinde Yaşadığım Deri, artık yakından tanıdığımız ve özlediğimiz Almodovar fetişlerinin çoğunu da perdeye taşıyor. Çoğu, çünkü bir tek tutkulu, eğlenen, eğlendiren büyük kadın karakterler yok filmde.
Almodovar, ilk defa korku türüne bu kadar yakınlaşıyor ve plastik cerrah Robert Ledgard’ın karısının ölümü sonrası yaşadıklarıyla mesleki saplantılarını tuhaf bir şekilde karıştırarak, kendi özgün melodramına dönüştürüyor. Film, Almodovar’ın kendi sinematik saplantılarını da teker teker hikayeye ekliyor: Cinsiyet rollerinin karmaşıklığı, hastalık derecesinde tutku, cinayet, ihanet, büyük yalanlar, büyük itiraflar.
Kimler izlesin? Almodovar’ı ilk filmlerinden itibaren tutkuyla takip eden herkes. Antonio Banderas hayranlarını ise oyuncunun çok uzun süredir gösterdiği en iyi performansı bekliyor. Bir de, adam güzel yaşlanmış.
Kimler izlemesin? Volver gibi bol kadınlı, tutkulu, şenlikli bir Almodovar filmi bekleyenler hayal kırklığına uğrayabilir. İçinde Yaşadığım Deri, yönetmenin en karanlık filmi.
Almodovar returns with his trademark quirks
Everything Pedro Almodovar fans love is in his latest film, Broken Embraces: a nod to Hollywood classics, an intense blend of melodrama and suspense, bright colors, celebration of the feminine in all shapes and forms, and its ultimate muse Penelope Cruz. With all this, you can’t help but feel the conscious effort and calculation by Almodovar to integrate all of these elements into the film.
In Broken Embraces (Los abrazos rotos), the Spanish director establishes his major characters with double identities – one in the present day and one 14 years ago – and tells the two mysteriously connected stories of the past and the present. We learn that the blind screenwriter Harry Caine (a mixture of Harry Lime of The Third Man and Citizen Kane, both played by Orson Welles) was once a director with a sight and a different name, Mateo Blanc (Lluis Homar); the keen producer Ray X was the nerdy gay son of a tycoon Ernesto Martel; and Lena was a former prostitute, Martel’s lover, and later on, an aspiring actress in love with the director of her one and only film.
Cruz shines like a star with Almodovar’s touch
Almodovar’s love for old-fashioned Hollywood melodrama and Hitchcockian suspense becomes the defining tone of the movie. His love of movies old and new manifests itself in the plot where we see two films within Broken Embraces. One is the hilarious Girls and Suitcases, the film Mateo directs Lena in homage to old Hollywood stars, while the other is a ‘making-of’ documentary Martel’s son unwittingly directs so that his father can spy on his girlfriend. The plot thickens when it’s revealed that the supporting characters Judit, Mateo’s long-time aide, and her son, Diego, have crucial roles in the unfolding of the drama, now and then.
When Almodovar stole the hearts of moviegoers everywhere three decades ago, he proved to be an auteur with his campy, melodramatic, gender-bending and passionate cinema that was absolutely unique. In Broken Embraces, however the passion seems to be gone, as it seems the director has detachedly included every item from a checklist on his own cinema in the film. In essence – and in a bizarre way – Almodovar has imitated his own cinema.
Despite this, there is one obvious item on which all can agree Almodovar’s passion still seems to be intact: his treatment of Penelope Cruz as a movie star. Whenever Cruz tries her craft in Hollywood, she becomes just another name among all the million-dollar actresses. But whenever Almodovar touches Cruz with his magic wand, she shines like a creature from another world, an eternal star.
Originally published in Hürriyet Daily News on 8 Jan. 2010
Penelope Cruz'dan baba evine dönüş
Penelope Cruz’u, ilk filmi 1992 yapımı Jamon, jamon’da izleyin, sonra bu hafta vizyona giren Kırık Kucaklaşmalar’da. Bu iki filmdeki tutkulu Akdenizli kadının, Nicolas Cage, Matt Damon ve Tom Cruise’la bir dizi vasat Hollywood filminde oynayan, parıltısı giderek sönen kadınla aynı kişi olduğuna inanmakta güçlük çekeceksiniz. Cruz’u dünyanın en çok tanınan kadınlarından birine dönüştüren 2000’ler, bir yandan da kırmızı halı görüntüleri ve ünlü aşklarıyla bu kadını tutkusunu dizginleyen, tek boyutlu bir Hollywood yıldızı olarak tanımlayan dönem olarak tarihe geçecek.
Penelope Cruz, Jamon, jamon’la dikkat çektikten sonra Latin sinemasının sıradışı rollerine soyunan önemli bir kadın oyuncu olarak yükselişe geçiyor. Yabancı Film Oscar’ı alan Belle Epoque’da oynuyor, Pedro Almodovar’ın Çıplak Ten (Carne Tremula) filminde sekiz dakikalık bir rolle hafızalara kazınıyor ve Alejandro Amenabar’ın kült psikolojik gerilim filmi Aç Gözünü (Abre los ojos) ile en azından uluslararası film trafiğini takip edenlerin bildiği bir isme dönüşüyor.
İspanyol yönetmen Pedro Almodovar, zamanında Antonio Banderas’a yaptığını Cruz’a da yapıyor ve sihirli dokunuşuyla Hollywood’un bu kadına farklı bir gözle bakmasını sağlıyor. Annem Hakkında Herşey (Todo sobre mi madre), Yabancı Film Oscar’ı alıyor ve Cruz, sihirli dokunuşun ölüm öpücüğü olacağını bilmeden kendini Hollywood’da buluyor.
2000’lerde, All the Pretty Horses, Captain Corelli’s Mandolin ve Vanilla Sky gibi bir sürü iddialı Hollywood yapımında rol alıyor. Johnny Depp’ten Cameron Diaz’a, Hollywood’un en büyükleriyle başrol paylaşıyor ve Tom Cruise, Matt Damon gibi ünlü aşklarla paparazzilerin bayıldığı kırmızı halı canavarına dönüşüyor.
Kırmızı halı canavarı Akdenizli kadına karşı
Dedikodu dergilerinde ne giydiğini merak ettiğimiz herhangi bir ünlüden biri olduğunu çok gecikmeden fark ediyor ve bir zamanlar Almodovar’ın seksi oyuncusuyken Hollywood yıldızının yaşlanan eşine dönüşen Banderas gibi olmamak için en doğru hareketi yapıyor ve baba evine, Pedro Almodovar’a geri dönüyor.
2006 yılının Volver’iyle, Hollywood’un yalnızca dramatik sahnelerde duygularını gösteren donuk, tercihen ince kadın tiplemesine veda ediyor ve protez kalçalarıyla Sophia Loren, Anna Magnani’yle özdeşleşen Akdenizli kadın tiplemesini yeniden kucaklıyor. Saçı başı dağınık, cilveli, işveli ve mütemadiyen tutkulu Raimunda tiplemesiyle, kendisini Hollywood filmleriyle tanımış olan izleyiciyi şok ediyor ve ilk Oscar adaylığını alıyor.
Kendini iyi hissetiği, özüne döndüğü duyguları sürekli ortada kadın tiplemesi devam ediyor ve Woody Allen’ın Vicky Cristina Barcelona filmindeki manik Maria Elena rolüyle geçtiğimiz sene Yardımcı Kadın Oyuncu Oscar’ını kazanıyor. Ve bu hafta, Penelope Cruz bir kez daha bir Almodovar filmiyle, bir kez daha yeteneğini döktürdüğü ve bir kez daha seksi bir kadın olduğunu hatırlattığı Kırık Kucaklaşmalar’la (Los abrazos rotos) sinemalarda.



