Showing posts with label Meryl Streep. Show all posts
Showing posts with label Meryl Streep. Show all posts

The Iron Lady


The Iron Lady, yaşlı bir teyzenin bakkaldan süt almasıyla başlıyor. Bizimse ilk düşünüdüğümüz, film nasıl çıkarsa çıksın Oscar’a kadar uzanacak bir oyunculuk izleyeceğimiz. Yaşlı teyze, İngiltere’nin ilk (ve tek) kadın başbakanı Margaret Thatcher. 20. yüzyılın en önemli liderlerinden Demir Leydi’yi canlandıran isim ise Meryl Streep.

Film, Thatcher’ın bunama noktasına geldiği yaşlılığı, liderliğe uzanan yolculuğunda gençliği ve taviz vermeyen liderliğiyle başbakanlık dönemi arasında gidip geliyor. Hala yaşayan ve saygı duyulduğu kadar (belki de daha çok) nefret edilen bir lideri perdeye taşımak kolay bir şey değil. Yönetmen Phyllida Lloyd, elinden geldiğince objektif bir anlatım yakalamaya çalışsa da, çoğu zaman klişelerle dolu ve zaman zaman ürkek bir anlatımla kolaya kaçıyor. Meryl Streep ise, üçüncü Oscar’ı için sesine ayar veriyor, saçlarını kabartıyor, ellerini birer demir yumruğa dönüştürüyor.

Nesi iyi? Tabii ki de Merly Streep’in oyunculuğu. YouTube’da biraz Thatcher görüntülerine göz gezdirirseniz, filmi izlemenize gerek bile kalmayabilir.

Nesi kötü? Film, Thatcher’ın bunamaya yüz tuttuğu yaşlılığına gereksiz bir duygusallıkla yaklaşıyor ve fazla yer ayırıyor. Politik bir film bekleyenleri ise sıkı bir hayal kırıklığı bekliyor.

Women’s biopics, here and there

With the Golden Globe-winning portrayals of Margaret Thatcher and Marilyn Monroe, respectively by Meryl Streep and Michelle Williams, here is a look at women’s biopics in Turkish cinema, or lack thereof

When you watch Meryl Streep’s old lady buying a pint of milk from a corner grocery in the opening scene of The Iron Lady, you know you are in for a treat. A treat, perhaps not in the sense of watching a film that will sweep you off your feet, but for the sweet anticipation of a performance that will stick with you.

That old lady is Margaret Thatcher, Britain’s first and only female prime minister, an influential figure in 20th-century history, admired and hated for brazing head on into gender and class barriers and trying unabashedly and ruthlessly to implement a classic free-market ideology.

The film might have failed to please both the admirers of the Iron Lady, for focusing too much on her later years with dementia, and her adversaries, who believed the movie portrayed Mrs. Thatcher with far too much sympathy. But none dared to say anything negative about Streep’s Golden Globe-winning portrayal of the Iron Lady which was done with uncanny precision.

It's Complicated: Off with ageism in romantic comedies

Director/writer Nancy Meyers once again puts an aging couple at the center of her romantic comedy, 'It's Comlplicated.' Meryl Streep and Alec Baldwin play a divorced couple who fall in love and lust after 10 years


If nothing else, kudos to writer/director Nancy Meyers for redefining a genre that was otherwise at the heart of ageism: the romantic comedy. She’s the one who coupled Mel Gibson and Helen Hunt in What Women Want and given a chance at newfound romance for Diane Keaton and Jack Nicholson in Something’s Gotta Give.

In It’s Complicated, Meyers pairs Meryl Streep and Alec Baldwin, and adds Steve Martin to the love triangle, making the young characters in the movie nearly irrelevant. Streep plays Jane, a divorced mother of three young adults. Having overcome her divorce 10 years ago and not too easily, she’s in a good place with children grown into pleasant personalities, reliable girlfriends at hand, and her own charming bakery becoming the ideal job for self-fulfillment.

Apparently, there’s something missing in her life when a New York trip for her son’s graduation turns into the blossoming of an affair with her ex-husband Adam (Baldwin). The sex in a New York hotel stirs something in both of them as the two embark on a sexual odyssey, defined by something unresolved for both of them. Adam is married to young, hot, but boring Agness (Lake Bell), while Jane is courted by her architect, the suave Jake (Martin).

Both Streep and Baldwin play characters they’re good at (although it would be unfair to say Streep is not good in any role). She plays the eye-drooping strong women who’s able to balance everything in her life, love, lust, zest for life, children, friends, job and even an ambitious refurbishment of her house. He plays the lusty, passionate lover with the Mediterranean charm, a man who’s not afraid to wear his heart on his sleeve.



Not much for supporting characters


The scenes of the two are charming, funny, often romantic and at times sexy. It’s when other characters enter the scene that the movie takes the worst of romantic comedies. The three children of the couple are annoyingly pleasant. In real life, they would be children to die for, but in a movie they become boring with no function of advancing the plot. When one of them proclaims she’s “damaged” from her parents’ divorce, it becomes hardly convincing when the family members constantly hug each other and declare their love as often as they can.

Jane’s girlfriends (including Tom Hanks’s wife, Rita Wilson, and Ali Wentworth) and their rants on sex become bad parodies of Sex and the City. Steve Martin, with his dove-eyed sensitive architect smitten with Jane, and John Krasinski’s (Jim from The Office: US) prospective son-in-law are the only supporting characters that breath life into the movie.


Director and writer Meyers doesn’t bring anything new with It’s Complicated, sometimes even becoming too predictable and repetitive. But with Merly Streep and Alec Baldwin as the aging couple in lust, the movie becomes the ideal charmer for cold nights.

Originally published in Hürriyet Daily News on 29 Jan. 10

Oscar filmleri, kısa kısa 3

Slumdog Millionaire
Herhalde seçim kaygılarıyla Türkçe ismi Varoş Milyoner değil de, yalnızca Milyoner olarak çevrilen bu Danny Boyle filmi, masalsı havası, sıfırdan zirveye teması, etnik kadrosu ve Bollywood sinemasından gaz alan dinamiğiyle seyirci, eleştirmen ve ödül jürilerinin tam da optimum noktasına oynuyor. Oscar ve bir dolu ödül almasa, “Çok tatlı bir İngiliz filmi izledim. Sakın kaçırma” diyeceğimiz, ödüllerde adını görmemeyi normal bulacağımız bu film, sinemayı gönülden seven insanların bir ürünü olduğu için sempatimizi hak ediyor. Hakiki Bollywood filmlerindeki dans sahnelerinin eline su dökemeyen dans sahnesi gene de insanın içini kıpır kıpır etmiyor değil. Cay hooo! Cay hooo!


Kimler izlesin?
Kültürel çeşitliliği gerçekten bir zenginlik olarak kullanan İngiliz sinemasından ve televizyonundan hoşlananlar, Bollywood sinemasına yakınlık hissedenler, masalsı başarı öykülerinde boğazı düğümlenenler.


Kimler izlemesin?
İngiliz sinemasında masalsılığın yerinin olmadığını düşünenler, gerçek Bollywood sinemasını yakından tanıyıp, özel bir düşkünlüğü olanlar, boka bulanmış çocuk görüntüsünün patlamış mısır yeme hevesini kıracağını düşünenler.



Doubt

Dört oyuncusu da Oscar’a aday olan, bunlardan birisi Meryl Streep olan, bir tiyatro oyunundan uyarlanan ve kilisenin o karanlık dinamiklerini merkezine koyan bir film birçok sinemaseverin kulağına rüya gibi geliyor. Malesef, yönetmen John Patrick Shanley (aynı zamanda orijinal oyunun ve senaryonun da yazarı) sürekli oyuncuları, sahneleri, genel olarak filmi yönettiğini kendine ve seyirciye hatırlatmak için aşırı bir çaba sarf ediyor ve bizler de rüya gibi olabilecek filmin içine bir türlü giremiyoruz. Amy Adams’ın akıllara durgunlu verecek şekilde Oscar adaylığı alan sıradan oyununun yanında Viola Davis’e Oscar adaylığı getiren kısacık rolü filmden aklımızda kalan tek şey oluyor.

Kimler izlesin?
Merly Streep ve Philip Seymour Hoffman’ı karşı karşıya döktürürken izlemek isteyenler, kilisenin sinema ve edebiyatta her zaman kayda değer bir seksapeli olduğunu düşünenler, tiyatro izlemeyi sevenler.


Kimler izlemesin?
Kilisenin karmaşık dinamikleriyle ilgili ilham verici, çarpıcı, şaşırtıcı açılımlara tanık olmak isteyenler, film hakkında kısa bilgileri okuyup ağız sulandırıcı skandallar bekleyenler, iyi tiyatro uyarlamasının ne olduğuna karar vermiş olanlar.



Changeling

Amerikan rüyasının tarihi yolculuğunda verilen özverilere ve aradaki çatlakları deşifre etmeye kafayı takmış büyük yönetmen Clint Eastwood, en büyük hatasını Brad Pitt’in öteki yarısını filminin başrolüne koymakla yapıyor. 1920lerde oğlu kaybolan Angelina Jolie, oğlunu bulmak için ağlamaktan, bağırmaktan ve kocaman gözlerini kameraya dikmekten yorulmuyor. Eastwood, bir kez daha maço bir kuruma, bu sefer polise yüklenmeye karar veriyor. Film bir klasik olabilecekken, düzgün bir klişe oluyor ve Oscarlık kötü performansın ne olduğunu Angelina Jolie’nin “I want my son back” repliğiyle hatırlıyoruz.


Kimler izlesin?
Hollywood dramlarını sevenler, filmin farklı türlere göz kırpışından dolayı film okumasına yeni giriş yapanlar, Angelina Jolie’yi her türlü ıstırabı yaşarken görmek isteyenler, Jennifer Aniston hayranları.


Kimler izlemesin?
Revolutionary Road’u yeni izlemiş, iyi bir film ve iyi bir oyunculuğun ne olduğunu bir kez daha hatırlamış olanlar, dedektiflik, kara film ve drama türlerinden yalnızca birisini izlemek isteyenler, Clint Eastwood hayranları.

Related Posts with Thumbnails