Showing posts with label if ankara. Show all posts
Showing posts with label if ankara. Show all posts

!f 2011: Fantastik Filmler’de sınır yok

“All great films, without exception, contain an element of ‘no reason’” Lastik/Rubber

!f Istanbul’un Fantastik Filmler’i hayal gücünün sınırlarını zorlamaya devam ediyor. Canlanan nesneler, alışık olmadığımız türden psikanaliz seansları, son model animasyon teknolojileri, dünyayı işgale hazırlanan uzaylılar, uzayda hayat arayan insanlar hepsi bu senenin altı Fantastik Filmi’nde.

Tamamen iki farklı zevke hitap eden ama benzer uçukluktaki iki animasyon televizyondan sinemaya yolculuklarında !f izleyicileriyle buluşuyor. Kankalar’ın Lascarları, yaz tatillerini uyuşturucu satmanın en havalı iş olduğu, Paris’in gettolarından birinde geçiriyorlar. Bu özgün Fransız animasyonu abartılı 2D karakterleri 3D arka plan ve efektlerle birleştiriyor, üstüne de klasik hip hop şarkılarıyla dolu bir soundtrack ekliyor. Popüler bir televizyon dizisinden uyarlanan bir başka animasyon Gintama’da geleneksel ve futuristik bir Japonya iç içe geçiyor. Filmin kahramanı Gintoki Sakata savaşçı Samuray ruhunu kuşanarak, geçmişle gelecek arasında bir yerlerde uzaylı Amantolarla savaşıyor.

Yazının devamı !f Blog'da

A little bit of Sundance comes to Istanbul for !f


Turkey’s one and only independent international film festival, !f Istanbul, kicks off next Thursday. To mark its 10th year, the festival is collaborating with the renowned Sundance Institute with nine film screenings, a screenwriting panel, a panel on Sundance Lab, an interactive case study on how the full circle of the Institute works, as well as hosting some of the films' directors

The mecca of independent filmmaking and alternative cinema, the one and only Sundance Institute is leaving the chilling cold of Utah for 10 days and flying you to Istanbul for a dream collaboration for many. The !f Istanbul AFM International Independent Films Festival kicks off this Thursday with a selection of films bigger and richer than ever.

!f Istanbul (and the subsequent !f Ankara) has always been much more than a 10-day fest of film screenings. The changing world order, human rights and new media have always been reflected in !f’s collection of cutting-edge cinema, screened under such sections like Fix the World, Rainbow Films, and the Opening, inspired by the government’s efforts to offer a solution to the long-standing Kurdish conflict in Southeast Turkey.

Click here for full article (Hürriyet Daily News)

Kurdish films featured at !f in Istanbul

Last year's popular section 'The Opening' continues at this year's !f AFM International Independent Film Festival. The section features four Kurdish movies, one classic and three contemporary films on love, loss, conflict and what it means to be a woman during wartime

Four Kurdish films, one classic movie and three contemporary ones on love, loss, conflict and what it means to be a woman during wartime, are being screened at this year’s !f AFM International Independent Film Festival.

The films make up a special section called The Opening, which debuted at last year’s festival to a popular response.

“We are motivated by a belief in the power of film to tell very human stories. People need to hear each other, and to get to know one another, to make a lasting peace possible,” festival co-director Serra Ciliv said of the selection of films to be screened under the category.

Click here for full article (Hürriyet Daily News)

!f İstanbul, ‘erkek adamın erkek festivali olur’ diyor


!f Bağımsız Filmler Festivali, yalnızca Erkeklik Halleri isimli bölümdeki sıra dışı erkek hikayeleriyle değil, bir dolu başka filmle erkek olma, erkek kalma, erkekliğin eğlenceli ve boğucu yanlarını festivalin önemli bir parçasına dönüştürüyor. !f’in arızalı erkeklerini tanıyalım


Bu sene !f İstanbul erkeklik hallerine takmış gibi gözüküyor. İsveç gibi eşitlikçi bir ülkede gerçekleştirilen sinir bozucu bir istatistikten yola çıkan, festivalin Erkeklik Halleri isimli bölümünden söz etmiyoruz yalnızca. İstatistiğe göre İsveç’te kadınlara karşı şiddet son on yılda yüzde 58 yükselmiş, erkek olma üzerine ilginç bir çeşni sunan bölüm ise kimi zaman rahatsız edici, kimi zaman eğlendirici sıra dışı erkek portreleri sunuyor. Erkek doğma, erkek olma, erkeksilik gibi kavramlar yalnızca bu bölümde karşımıza çıkmıyor. Festivalin hatırı sayılır sayıdaki filmi, erkek arkadaşlığı, babalık, erkeklere özgü anlamsız şiddet ve mastürbasyonun önemi üzerine filmler sunuyor. !f İstanbul’un erkekleri neye benziyorlar, bir bakalım.

Yönetmen Adrian Biniez’in ilk uzun metrajlı filmi Koca Adam’ın (Gigante) esas oğlanı büyük şehirlere özgü yalnızlığın bir tür sembolü olarak tanımlanıyor. Horacio Camandule’nin oynadığı Jara, Montevideo’daki büyük bir süpermarketin güvenliğinde gece vardiyasında çalışıyor. Görevi, güvenlik kamerlarından neler olup bittiğini takip etmek. Kocaman, yalnız ve heavy metal tutkunu bu adam, bir gün kameralardan gördüğü temizlikçi kadınlardan birine vuruluyor. Julia’ya (Leonor Svarcas) kafayı takan Jara, sohbet açabilecek medeni cesareti bir türlü kendinde bulamıyor ve kadını takip etmeye başlıyor. Bizler de, o koca adamın gözümüzün önünde bir yavru köpeğe dönüşmesini izliyoruz.


El yordamıyla babalık durumu


Bir başka yönetmen daha ilk uzun metrajlı filminde utangaç, içe dönük erkeklerin dünyasına dalıyor. Kyle Patrick Alvarez’in El Yordamıyla (Easier with Practice) filminin baş kahramanı, kızlarla bir türlü doğru dürüst ilişki kurmayı becerememiş Davy Mitchell’ın (Brian Geraghty) ağzından filmin ortalarında şu sözcükler çıkıyor: “Sen benim için bir kız arkadaşa en yakın şeysin.” Davy’nin konuştuğu kadın, gizemli Nicole. Erkek kardeşi Sean (Kel O’Neill) ile beraber çıktıkları uzun yolculuğun uzun ve yalnız gecelerinden birinde Davy’yi otel odasından bir kadın arıyor. Nicole’un “Üzerinde ne var?” sorusuna, kahramanımız “Ne bileyim? Giysi falan,” diye cevap veriyor. Böylece de ikilinin seks ağırlıklı düzenli telefon konuşmaları başlıyor ve yalnızca telefonda devam eden bir ilişkinin ne kadar özgürleştirici olduğunu fark ediyor Davy.

Yönetmen Ben ve Joshua Safdie kardeşlerin Git Biberiye Al Gel (Go Get Some Rosemary) filminin ana karakteri Lenny de, büyümeyi reddeden, çocukluk ve yetişkinlik arasına sıkışmış karakterlerden. Burada problemler Lenny’nin karşı cinsle ilişkileri şeklinde değil de, sona ermiş bir evlilikten geriye kalan iki küçük çocukla karşımıza çıkıyor. Ronald Bronstein’ın canlandırdığı Lenny, sorumluluk alma konusunda son derece sağlam bir duruşu olan, sorumluluk almayı reddeden biri olarak, iki oğlunu birkaç haftalığına yanına alıyor. Filmin ilk dakikalarında Lenny’ye “Güvenilmez biri olmadığın son derece açık,” diyen eski karısı filmin nereye gideceğini de gösteriyor. Lenny, çocuklarına baba yerine arkadaş olmayı tercih ediyor ve böylece herkes için tehlikeli bir oyunun içine girmiş oluyor.


Moral bozukluğuna çareler


Karşı cinsle yakın ilişkilerdeki sosyal becerisizlik, tahmin edebileceğiniz gibi, Moral Bozukluğu ve 31’de had safhaya varıyor. 24 saatte çekilen ve çoğunlukla doğaçlama diyaloglardan oluşan film, günlerini mastürbasyonla geçiren iki arkadaş Ege ve Kerem’in doğaüstü bir çağrıyla kendilerine gelmeleriyle başlıyor. Eros, iki arkadaşın 24 saat içinde acilen birileriyle beraber olmalarını söylüyor. İki arkadaşın Amerikan Pastası’nı andıran maceralarında, başarısızlığın diyeti daha bir vahimleşiyor ve acilen beraber olmazlarsa penislerini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalıyorlar.

Danimarkalı yönetmen Nicolas Winding Refn Bronson filminde, erkeklere özgü sosyal becerisizliği katıksız ve saf şiddete dönüştürüyor. Tom Hardy’nin canlandırdığı Michael Peterson, soygundan yedi yıl hapse mahkum oluyor ve Peterson’ın arızalı karakteriyle bu ceza tecritte geçen uzun yıllar olarak geri dönüyor. Kendini zaman zaman sert erkek Charles Bronson sanan bu problemli adamın sıkı bir dayak yediği zaman kendinden geçtiğini, böylece de hapishanedeki ziyaretini giderek uzattığını görüyoruz. Film, yakın zamanda izlediğimiz belki de en etkileyici erkek karakteri sunuyor bize. Dazlak kafalı Peterson, aynı zamanda hem azılı bir sosyopat, hem uslanmaz bir romantik, hem de en ilkel haliyle korkutucu bir erkek olarak sinema tarihinde yerini alıyor.

Bir başka Danimarkalı yönetmen Nicolo Donato’nun filmi Kardeşlik’te (Broderskab), şiddet ve erkek arkadaşlığı tamamen farklı bir şekle bürünüyor. Film, neo-Nazi bir çetenin üyesi olan Jimmy ve çete ekibinin bir eşcinseli öldüresiye dövmeleriyle başlıyor. Daha sonra gruba katılmak isteyen eski subay Lars’ı tanıyoruz. Jimmy ve Lars bir görev için bir süre yalnız vakit geçirmek durumunda kalıyorlar ve ilişkileri beklemedikleri bir yakınlığa dönüşüyor. Kardeşlik, erkeklerin vahşi, hassas, ayrımcı ve özgürleşmiş yanlarını aynı anda göstermeyi başarıyor.

14 Şubat 2010'da Akşam Pazar'da yayımlandı.

D!stopyanızı nasıl alırdınız?

Avrupa Birliği’nin çok da iç açıcı gözükmediği bir geleceği ve masum gözüken bir emailin dünyanın sonunu nasıl hazırladığını görmek istiyorsanız, !f D!stopya’yı kaçırmayın. Gerçi şimdilik böyle bir bölüm yok ama, ne demiş distopyacılar: ‘Gelecekte ne olacağı belli olmaz’


Tüm Avrupa’nın yeraltından metro hatlarıyla birleştirildiği bir düzen, İsveç yapımı animasyon Metropia’da Avrupa Birliği ütopyasından, mütemadiyen hat değiştirmek zorunda kaldığınız bir Avrupa Birliği distopyasına dönüşüyor. Gerçi Stockholm’de yaşayan Roger her gün işine bisikletiyle gidiyor ama gene de dünyanın çivisi çıkmış durumda. Japon animasyon Yaz Savaşları’nda ise insanlar gelecekte tüm zamanlarını internette, Farmville yerine Oz ismindeki bir sanal ortamda geçiriyorlar.

Yazının devamı !f Blog'da..

!f Bağımsız Filmler Festivali ‘Yeni perspektif’ diyor

Yılın ilk büyük sinema olayında, !f Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali ‘Yeni perspektif’ solganıyla sıradışı film seçkisini Istanbul ve Ankara izleyicisiyle buluşturmaya devam ediyor. Başka yerde izleme fırsatı bulamayacağınız filmlerle buluşmaya hazır olun

Yeni yılın ilk büyük sinema olayı !f Bağımsız Filmler Festivali, Yeni perspektif sloganıyla sinemanın dilediği zaman nasıl sağ gösterip sol vurduğunu bir kez daha göstermeye hazırlanıyor. Titanic yerine buzulu kurtarmayı tercih eden kurtarma gemisinin sakince süzüldüğü posteriyle Yeni perspektif diyen !f’in hiç bir zaman alışılagelmiş perspektif dediğini hatırlamıyoruz zaten.

Festival denilen şeyin ağır, oturaklı, dar bir kitleye hitap eden bir etkinlik olmayabileceğini gösteren, film seçiminden kapanış partisine sıradışı ve eğlenceli bir festival sunan !f, 9. senesinde de yeni bir şeyler sunmaya devam ediyor. İçine bir kez girdiğiniz zaman, çıkmakta zorlandığınız, kendi seçkinizi kolayca oluşturduğunuz web sitesi bir kez daha heyecanlı izleyiciyi eski adresinde bekliyor. Mutfakta neler olduğunu samimi bir dille anlatan blog da bir kez daha yerli yerinde.

Bu senenin en ilgi çekici yeniliğinde !f bir kez daha yeni perspektif diyor ve festivali izleyicisine götürüyor. Amerikan web sitesi The Auteurs’le ortaklaşa hayata geçirdiği !f2 Istanbul’dan Canlı bölümünde, 5 film 15 ayrı şehirde aynı anda gösterilecek. Sinema salonu bile bulunmayan yerlerin de aralarında bulunduğu, Batman ve Van’dan Ayvalık’a farklı şehirlerdeki izleyiciler, festivalin son iki gününde Istanbul’la aynı anda festival heyecanını yaşayacaklar.

Kendisine !f Istanbul (iki hafta sonra da !f Ankara) dedirten samimi havasıyla 11 Şubat’ta başlayıp, 21’inde sona erecek festivalin bölümlerine ve dikkat çeken filmlere bakalım.


Keş!f’te bir yolcu, bir dansçı ve Istanbul sokakları

Ödülsüz festival olmaz tabii. Keş!f, üçüncü senesinde dünyanın çeşiti yerlerinden yeni yönetmenlerin ilham vermesine devam ediyor. Bu bölümde yarışan 9 filmden birisi bu senenin İlham Veren Yönetmen’i seçilecek ve de 15 bin dolarlık ödülü kazanacak. Uluslararası jüri, Gael Garcia Bernal, Salma Hayek gibi isimlerle çalışmış yapımcı Daniel Birman Ripstein, Sundance Film Festivali yapımcılarından Caroline Libresco ve özgün sinemasından taviz vermeyen sinemacı Ümit Ünal’ın da aralarında olduğu isimlerden oluşuyor.

İngiliz yönetmen Dominic Murphy, Beyaz Şimşek (White Lightnin’) filminde, ‘dağların dansçısı’ olarak bilinen Amerikalı Jesco White’ın gerçek hikayesini delilik yolunda ilerleyen kurgusal bir rock yıldızının biyografisine dönüştürüyor. Çinli yönetmen Xiaolu Guo’nun O, Bir Çinli filminde ise Mei’nin Çin’den İngiltere’ye uzanan yolculuğunu ve değişen sınırlarla tanımı değişen kimliklerin bu kadın için ne anlama geldiğini görüyoruz. Bu bölümün Türkiye’den gelen tek filmi 40’da ise, yönetmen Emre Şahin kamerasını İstanbul’un karmaşık sokaklarına götürüyor ve üç yabancının bir gecede yaşadıklarını anlatıyor.


Erkeklik Halleri, erkekliğin suyunu çıkarıyor

Bu senenin programında ilk defa gördüğümüz bu bölüm, İsveç’te yapılan şaşırtıcı ve üzücü bir istatistik sonucu ortaya çıkmış. Dünyanın en ilerici ve cinsiyet rollerinin en eşit olduğu ülkelerden İsveç’te kadına karşı şiddet son on yılda yüzde 58 yükselmiş. Erkeklik Halleri, erkek olma durumu, babalık, nedensiz şiddet ve mastürbasyonun anlam ve önemi üzerine bir seçki sunuyor. Danimarkalı yönetmen Nicolas Winding Refn, Bronson’da İngiliz mahkum Michael Peterson’ın gerçek hikayesinden yola çıkarak, Charles Bronson olduğuna inanan sosyopat bir dazlağın hapishanedeki şiddet dolu dışavurumunu anlatıyor.

Moral Bozukluğu ve 31’de üç genç yönetmen mastürbasyonun erkeklerin hayatındaki önemini komik, şaşırtıcı ve de çoğunlukla doğaçlama bir şekilde anlatıyor. Bingöl Elmas, Pippa’ya Mektubum isimli belgeselinde Pippa Bacca’nın içleri parçalayan bir şekilde Türkiye’de sona eren yolculuğuna Bacca’nın bırakmak zorunda olduğu yerden devam ediyor. Beyaz gelinlik, Elmas’ın belgeselinde siyah bir elbiseye dönüşüyor.


‘Açılım’la Kürt sinemasına giriş

!f, devlet politikalarının da yeni bir perspektifle ilerici bir festivalin parçası olabileceğini gösteriyor. Londra ve New York Kürt Film Festivallerinin direktörü olan Mustafa Gündoğdu’nun desteğiyle oluşturulan bu bölümde, özgün kimliğini bulmaya çalışan Kürt sinemasından üç film izleyiciyle buluşuyor. Kürt asıllı Norveçli sinemacı Hisham Zaman, 2005 yapımı kısa filmi Bawke ve uzun metrajlı filmi Kış Ülkesi’nde (Vinterland), sınırlar ve kültürler arasına sıkışmış insanları anlatıyor. İskoç yönetmen Doug Aubrey ise, Kürdî’de silah bırakarak 20 yıl önce Glasgow’a yerleşen Kürt Perî’nin topraklarına geri dönüş hikayesini anlatıyor.


Fantastik Filmler demek garip filmler demek

Bu bölüm, Japon sinemasından sıradışı örnekler ve klasik asnimasyonlarla bir kez daha hayal gücünün sınır tanımadığını gösteriyor. Japon yönetmen Sion Sono’nun 4 ssatlik sinema kokteyli Aşka Maruz (Ai No Mukidashi) romantik komedi, çizgi roman estetiği, aksiyon ve erotizmi eğlenceli bir şekilde karıştırıyor. Film, bacak arası fotoğrafçısı Yu’nun yolculuğunu ve sapkınlığın da onurlu olabileceğini yalnızca Japon sinemasında görebileceğiniz bir şekilde anlatıyor.

Yönetmenler Paul ve Sandra Fierlinger, el çizimi dijital animasyonları Köpeğim Tulip’te (My Dog Tulip), “sevginin bazen gerçekten de köpek gibi süründürdüğünü” gösteriyorlar. İngiliz yazar J. R. Ackerley’nin çoban köpeğiyle 14 yıllık ilişkisini anlattığı, 1956 yılında yayımlanan anılarından uyarlanan animason, insan-köpek ilişkisini salya sıvı demeden tüm gerçekliğiyle anlatıyor.


Sessiz ve İsyankar

“Her insana cennetin anahtarı verilir. Aynı anahtar cehennemin de kapılarını açar.” Bir Budist sözüyle tanıtılan bu bölüm, beş sıradışı insanın kimi zaman insanın için burkan, kimi zaman güldüren öykülerini toparlıyor. Arjantinli yönetmen Laura Bari, kamerasını bir çocuğun boyutlarına indirerek, filmine ismini veren altı yaşında, gözleri görmeyen Antoine’ın zengin hayal gücüyle renklenen hayatını takip ediyor. Bari, Antoine’da yetişkinlerin bakış açısından bir belgesel çekmek yerine, bu ufak çocuğun uçsuz bucaksız dünyasına giriyor.

Yeni Muslim – Cool (New Muslim Cool) ise, Porto Riko asıllı Amerikalı Hamza Perez’in uyuşturucu satan bir çete üyesinden sıkı bir Müslüman’a dönüşümünü anlatıyor. Büyüleyici gerçeküstü filmleriyle zamanında kalbimizi vuran Fransız yönetmen Michel Gondry ise, Yüreğimdeki Diken'de (L'epine dans le coeur) bu sefer kamerasını gerçek bir dünyaya, Suzette halasına yönlendiriyor.

7 Şubat 2010'da Akşam Pazar'da yayımlandı.

!f istanbul & !f ankara


Değişime, dönüşüme, harekete kendinden başlayan ve bunu herkese öneren 8. !f İstanbul AFM Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, 12-22 Şubat tarihlerinde İstanbul'da, 26 Şubat-1 Mart tarihlerinde de Ankara'da sizleri bekliyor!

Bu seneki bölümlere göz atın..


Biletler satışta
Biletlerinizi mybilet.com ile internet üzerinden satın alabilirsiniz..
Detaylı bilgi

Festivalin sahne arkasında olup bitenlere siz de katılın..
!f Blog

Emrah'ın gideceği filmleri merak edenlere..
!f Emrah

Related Posts with Thumbnails