Showing posts with label The Kids are All Right. Show all posts
Showing posts with label The Kids are All Right. Show all posts

The Kids are All Right ‘aile’yi parçalayıp, yeniden yapıştırıyor

Ailenin ne olduğu, nasıl işlediği, neye dönüştüğü üzerine yetişkin bir film bulmak gerçekten zor. O kadar hassas bir ayar üzerinde var olan bir sistem ki aile; yazanın da, yönetenin de, izleyenin de kendi takıntılarından uzaklaşıp zaaflarını filme yüklememesi kolay iş değil.

Ya Ordinary People, The Ice Storm ve Revolutionary Road’da izlediğimiz gibi aile sallana sallana, feci bir şekilde çöküyor. Ya da Amerikan dizilerinde, Focker ailesinde gördüğümüz gibi örgütlü bir yanılsamalar sistemi içinde kendi yağında kavrulup, kanser olmak yerine yaşam boyu tansiyon hastası olmayı tercih ediyor.

Artık başlı başına bir türe dönüşen bağımsız sinema ise aile konusunda taşı gediğine oturtuyor, umudunu kaybetmeden ailenin çekirdeğine iniyor ve işleyen/işlemeyen ne varsa gözümüzün önüne koyuyor.

‘Mainstream’ sinemayla başarılı evlilikler yapan bağımsız filmler ise bir adım ileri gidip, yeni yüzyılın işlevsel ailesini tanımlıyorlar. Her sene bir tane çıkıyor, bir Little Miss Sunshine, bir Juno geliyor sinemalara. Bu sene de kısmet Lisa Cholodenko’nun filmi The Kids are All Right’a düşüyor.

Yazının devamı !f Blog'da

Beyaz erkeklerin hakimliğinde aynı tas aynı Oscar

Yönetmenlerin hepsi, her zamanki gibi, beyaz erkekler. Amerikalı yazarlar, 'Inception'ın yönetmeni Christoper Nolan neden aday olmadı diye bas bas bağırırken, Lisa Cholodenko ve Debra Granik'in pas geçilmesi kimseye garip gelmiyor.

Beş sene önce Brokeback Mountain sekiz dalda Oscar'a aday gösterildiğinde eşcinsel sinema ve çok boyutlu eşcinsel karakterler popüler, 'mainstream' sinemaya sonunda giriş yapıyorlar diye sevinmiştik. Piyasadaki hemen hemen tüm ödülleri alıp, En İyi Film Oscarını alamadığında da bu kadar çabuk sevinmemek gerektiğini görmüştük.

Geçen sene de, benzer bir şekilde bir kadın yönetmen 'The Hurt Locker'la Kathryn Bigelow) ve Afro-Amerikalı - bize göre hala zenci - bir senarist (Precious'la Geoffrey Fletcher) ilk defa Oscar aldığında benzer bir değişime, pek de inanmadan, umutlanmıştık.

Bu seneki adaylarla da aynı tas aynı Oscar olduğunu bir kez daha gördük. Ana ödüllerdeki adayların neredeyse hepsi beyaz. En İyi Film adayı iki filmin kadın yönetmeni ise Yönetmen adayları arasında değil (The Kids are All Right ve Winter's Bone).

Yönetmenlerin hepsi, her zamanki gibi, beyaz erkekler. Amerikalı yazarlar, Inception'ın yönetmeni Christoper Nolan neden aday olmadı diye bas bas bağırırken, Lisa Cholodenko ve Debra Granik'in pas geçilmesi kimseye garip gelmiyor.

Yazının devamı bianet'te

Altın Küre dedikoduları

Geceye Angelina Jolie’nin ne beter bir oyuncu, The Tourist’in de ne kötü bir film olduğunu söyleyerek başlayan birinin sunduğu ödül töreninde kimlerin kazandığını kim hatırlar? Facebook’la ilgili bir filmin baba ödülleri, lezbiyen annelerle ilgili başka bir filmin de ana ödülleri kaptığını hayal meyal hatırlıyoruz. Bu senenin Altın Küre töreni boyunca kimlerin ödül aldığından daha çok, Ricky Gervais’in bir sonraki hedefinin kim olacağını merak ettik. Hollywood törenlerini aslında niçin izlediğimizi de bir kez daha hatırlamış olduk böylece.

Kırmızı halıda mainstream, bağımsız ve İngiltere: Brangelina, Tom Hanks gibi ağır (ve de ağır olduklarının sonuna kadar bilincinde olan) toplar törenin başlamasına beş-on dakika kala limuzinlerinden inerken, tüm İngilizler çoktan kırmızı halıdan geçmiş, Beverly Hilton’da yerlerine oturmuştu bile.

Winter’s Bone’la Kadın Oyuncu adayı olan Jennifer Lawrence törene ilk gelenlerdendi. Belki de normal insan kilosundaki tek genç kadın olan Lawrence’ı birkaç sene sonra bir deri bir kemik göreceğimizi fark ederek birazcık içimiz burkulmadı değil.

Yazının devamı !f Blog'da

Related Posts with Thumbnails