Showing posts with label Clint Eastwood. Show all posts
Showing posts with label Clint Eastwood. Show all posts

'Invictus': The last king of South Africa

In an Oscar-nominated performance, Morgan Freeman plays Nelson Mandela in the early years of his presidency, as he takes the South African rugby team as his pet peace project



You never know what project Clint Eastwood is going to take next and turn it into his personal extravaganza. In a string of recent movies (Gran Torino, Changeling), Eastwood has given us everything from big dramas reminiscent of old Hollywood movies to modest peeks into contemporary social problems.

In Invictus, he takes a true story involving Nelson Mandela and the South African rugby team, and gives us quite an unusual biopic of one of the greatest men in modern history. Invictus is more close to The Last King of Scotland with Idi Amin seen through the eyes of his Scottish physician than a grand biopic like Gandhi.

Morgan Freeman plays Mandela, a name that was linked to playing the South African leader in Hollywood for years even though there wasn’t any movie project on Mandela. It’s the early 1990s, and Mandela becomes the president of the apartheid-torn South Africa in its first free election. There’s justified and deeply rooted hatred between the white and the black. So when Mandela begins his presidency, he also inherits a big baggage.


Sports without borders

From the early days of his job, Mandela sees a great opportunity in using the national rugby team, the Springboks for his peace project. A symbol of hatred against white South Africans, the team with the token black rugby player becomes Mandela’s pet project. He cozies up to the team captain Francois Pienaar (a beefed-up Matt Damon), transforming him into a believer for his project.

At a time when the Springboks are one of the major symbols of social disruption in South Africa, Mandela tries his best to transform national rugby team into a symbol of collective action, of unity. The film tells the period from the very first day of Mandela’s presidency until the legendary World Cup final match with New Zealand in 1995.

In an Oscar-nominated performance, Morgan Freeman becomes the perfect Nelson Mandela, bringing a modest charm and grandeur worthy of true world leaders. Once you’re past the blonde hair and the bulked body, Matt Damon is also perfect in capturing the transformation of the rugby captain in another Oscar-nominated performance. Invictus is inspirational, moving and fun, and all at the same time.

Originally published in Hürriyet Daily News on 26 Feb. 10

Oscar filmleri, kısa kısa 3

Slumdog Millionaire
Herhalde seçim kaygılarıyla Türkçe ismi Varoş Milyoner değil de, yalnızca Milyoner olarak çevrilen bu Danny Boyle filmi, masalsı havası, sıfırdan zirveye teması, etnik kadrosu ve Bollywood sinemasından gaz alan dinamiğiyle seyirci, eleştirmen ve ödül jürilerinin tam da optimum noktasına oynuyor. Oscar ve bir dolu ödül almasa, “Çok tatlı bir İngiliz filmi izledim. Sakın kaçırma” diyeceğimiz, ödüllerde adını görmemeyi normal bulacağımız bu film, sinemayı gönülden seven insanların bir ürünü olduğu için sempatimizi hak ediyor. Hakiki Bollywood filmlerindeki dans sahnelerinin eline su dökemeyen dans sahnesi gene de insanın içini kıpır kıpır etmiyor değil. Cay hooo! Cay hooo!


Kimler izlesin?
Kültürel çeşitliliği gerçekten bir zenginlik olarak kullanan İngiliz sinemasından ve televizyonundan hoşlananlar, Bollywood sinemasına yakınlık hissedenler, masalsı başarı öykülerinde boğazı düğümlenenler.


Kimler izlemesin?
İngiliz sinemasında masalsılığın yerinin olmadığını düşünenler, gerçek Bollywood sinemasını yakından tanıyıp, özel bir düşkünlüğü olanlar, boka bulanmış çocuk görüntüsünün patlamış mısır yeme hevesini kıracağını düşünenler.



Doubt

Dört oyuncusu da Oscar’a aday olan, bunlardan birisi Meryl Streep olan, bir tiyatro oyunundan uyarlanan ve kilisenin o karanlık dinamiklerini merkezine koyan bir film birçok sinemaseverin kulağına rüya gibi geliyor. Malesef, yönetmen John Patrick Shanley (aynı zamanda orijinal oyunun ve senaryonun da yazarı) sürekli oyuncuları, sahneleri, genel olarak filmi yönettiğini kendine ve seyirciye hatırlatmak için aşırı bir çaba sarf ediyor ve bizler de rüya gibi olabilecek filmin içine bir türlü giremiyoruz. Amy Adams’ın akıllara durgunlu verecek şekilde Oscar adaylığı alan sıradan oyununun yanında Viola Davis’e Oscar adaylığı getiren kısacık rolü filmden aklımızda kalan tek şey oluyor.

Kimler izlesin?
Merly Streep ve Philip Seymour Hoffman’ı karşı karşıya döktürürken izlemek isteyenler, kilisenin sinema ve edebiyatta her zaman kayda değer bir seksapeli olduğunu düşünenler, tiyatro izlemeyi sevenler.


Kimler izlemesin?
Kilisenin karmaşık dinamikleriyle ilgili ilham verici, çarpıcı, şaşırtıcı açılımlara tanık olmak isteyenler, film hakkında kısa bilgileri okuyup ağız sulandırıcı skandallar bekleyenler, iyi tiyatro uyarlamasının ne olduğuna karar vermiş olanlar.



Changeling

Amerikan rüyasının tarihi yolculuğunda verilen özverilere ve aradaki çatlakları deşifre etmeye kafayı takmış büyük yönetmen Clint Eastwood, en büyük hatasını Brad Pitt’in öteki yarısını filminin başrolüne koymakla yapıyor. 1920lerde oğlu kaybolan Angelina Jolie, oğlunu bulmak için ağlamaktan, bağırmaktan ve kocaman gözlerini kameraya dikmekten yorulmuyor. Eastwood, bir kez daha maço bir kuruma, bu sefer polise yüklenmeye karar veriyor. Film bir klasik olabilecekken, düzgün bir klişe oluyor ve Oscarlık kötü performansın ne olduğunu Angelina Jolie’nin “I want my son back” repliğiyle hatırlıyoruz.


Kimler izlesin?
Hollywood dramlarını sevenler, filmin farklı türlere göz kırpışından dolayı film okumasına yeni giriş yapanlar, Angelina Jolie’yi her türlü ıstırabı yaşarken görmek isteyenler, Jennifer Aniston hayranları.


Kimler izlemesin?
Revolutionary Road’u yeni izlemiş, iyi bir film ve iyi bir oyunculuğun ne olduğunu bir kez daha hatırlamış olanlar, dedektiflik, kara film ve drama türlerinden yalnızca birisini izlemek isteyenler, Clint Eastwood hayranları.

Related Posts with Thumbnails