Showing posts with label sosyal medya. Show all posts
Showing posts with label sosyal medya. Show all posts

Your business in the age of social media

Robert Kolej mezunlar dergisi RCQ'nun son sayısından..


Turkish celebrities waking up to Twitter’s potential

Long-forgotten singer Hilal Cebeci’s ploy to become popular by sharing intimate pictures of herself through Twitter seems to have worked. Within days, thousands started following her on Twitter

Last month nobody remembered Hilal Cebeci, who hit the pop charts more than a decade ago. Today, she is one of the most popular names once again, thanks to a cleverly-planned social media attack.

Cebeci had little more than a handful of followers on Twitter, the micro-blogging platform, until she recently shared some revealing photos of herself with followers; one showed her in a nightgown, another pictured her wrapped in a towel just before taking a shower, and the final bomb revealed her with much less than a towel. Within days, thousands started following her on Twitter, and today Cebeci has nearly 300,000 followers.

It seems it wasn’t really a naive move to please her limited number of fans, but a more cleverly-devised ploy to increase her popularity – not unlike American model Adrianne Curry’s attempts to rescue herself from obscurity by sharing nude or semi-nude pictures of herself via Twitter. But Cebeci went a step further, showing glimpses of a social media strategy on her part by immediately giving her fans a name, Panpiş – not unlike Lady Gaga, who calls her fans Little Monsters. Now, Cebeci has more followers than Curry.

Click here for full article (Hürriyet Daily News)


#TrueBlood sosyal medyaya taze kan getiriyor

Bu başlığı koymazsak ayıp olurdu. True Blood bir yaz dizisi. Yani seksi vampir karakterleri gibi derin bir uykuya yatıyor ve yaz başında dünyanın dört bir yanındaki kana susamış izleyicisiyle buluşuyor.

Dokuz aylık bir uyku uzun bir süre. Hayranları soğutmamak gerekiyor. Burada da işin içine sosyal medya giriyor. Her televizyon dizisinin kendine özgü bir fanatik online hayran kitlesi var. Televizyon kanalları, her dizi için sosyal medyada iyi kötü bir şeyler yapıyor. True Blood ise, en başından beri sosyal medyayı kullanmada bir numara.


Blog yazarlarına Tru Blood

Dördüncü sezonunu izlediğimiz True Blood, 2008 yılında daha izleyiciyle tanışmadan sıkı bir sosyal medya kampanyasına başlıyor. Dizinin ev sahibi HBO kanalı, vampirler, doğaüstü, korku sineması gibi alanlarda popüler olan blog yazarlarına dizinin çıkış noktası olan sentetik kan Tru Blood’dan gönderiyor. Dizi başlamadan birçok web sitesi ve online bir oyun internette yerini alıyor. True Blood, daha televizyonda gösterilmeye başlamadan internette hayran kitlesini oluşturmaya başlıyor. İlk bölüm gösterildikten sonra da web siteleri alıp başını gidiyor.

Yazının devamı GaGa bloG'da

Harry Potter ve sosyal medyayı yakalama çabaları

Facebook ve Twitter’dan çok önce okuyucularla tanışan Harry Potter, son filmin heyecanı sönmeden Pottermore ile sosyal medya trenine atlamayı hedefliyor…

Harry Potter’ın en büyük şanssızlığı ne ana babasını bebekken kaybetmiş olması, ne de dünyanın tüm büyücülerinin yükünü ergen omuzlarında taşıyor olması. Harry’nin en büyük bahtsızlığı, yedi kitap ve sekiz filmle giderek büyüyen hikayesinde sosyal medyanın hayatımızın bir parçasına dönüşmesini ancak ucundan yakalayabilmesinde.

İlk Harry Potter kitaplarını okuduğumda Mugglenet ve The Leaky Cauldron web sitelerini bulduğum için ne kadar şanslı hissettiğimi hatırlıyorum. Sonra kitapların (ve filmlerin) ortasında bir yerde Facebook hayatımıza girdi. Şimdiki Facebook sayfalarından daha farklı bir işleve soyunan gruplarla tanıştık. Grup oluştururken, Facebook üyeleri istedikleri gibi uçabiliyorlardı. Benim seçtiklerim, All of those who died for Harry Potter… We will remember you ve Cedric Diggory anısına kurulan bir gruptu.

Yazının devamı GaGa bloG'da

Şirinler'in köyünde internet bağlantısı zayıf mı?

Bugün Dünya Şirinler Günü olmasına ve The Smurfs filminin gösterimine bir ay kalmasına karşın, Şirinler’in sosyal medya yolculuğu pek de gösterişli gözükmüyor..

Komunizm çöktü. Ama Şirinler’in komunal hayat modeli sapasağlam işlemeye devam ediyor. Şirinler’in ‘köyden indim New York’a’ macerasını anlatan The Smurfs filmi bir ay sonra sinemalarda. 80’lerde küçük TV ekranından izlediğimiz Şirinler’i 30 yıl sonra 3 boyutlu izleyeceğiz.

Bugün ise Şirinler için önemli bir gün: Dünya Şirinler Günü. Bu özel günde sevdiğimiz Şirin’e hediye almaktan başka ne yapabiliriz bilemiyoruz ama hiç olmazsa küçük mavi yaratıkların sosyal medyada neler yaptığına bir bakalım.

Filmin Facebook sayfası henüz ciddi bir atağa geçmiş durumda değil. 50 bin hayranı olan sayfadan farklı ülkelerin filmle ilgili kendi dillerindeki sayfalarına gidebiliyorsunuz. Buradaki 10 ülkeden birisi de Türkiye, ama henüz sayfanın 25 hayranı var. Filmden bağımsız Türkçe Şirinler Facebook sayfaları da var. Bunlardan birisinin duvarı Şirinler’in politik kimliği ve sembolize ettiği şeylere odaklanıyor. 50 yıldır komunizmi övdüğü iddia edilen Şirinler’in bu sayfada ilginç bir şekilde “emperyalist amerikayı temsil” ettiği savunulmuş.

Yazının devamı GaGa bloG'da


Glee: Bir pazarlama dehası

Aklınıza şöyle bir televizyon dizisi geldiğini düşünün. Tombul, siyah, çekik gözlü, kekeme, tekerlekli sandalyede, eşcinsel, futbolcu, hamile, amigo (çoğu durumda bunların birkaç tanesi bir arada) bir grup lise öğrencisini bir müzikal kulübüne koyacaksınız ve bunlara her hafta Madonna’dan Van Halen’a, Beyonce ve Barbra Streisand’e karmakarışık bir repertuvar vereceksiniz.

Bu saçma sapan fikrinizi bir televizyon kanalına sattığınızı düşünün. Büyük ihtimal, ya elinizde patlayan ya da Eureka, Dollhouse, Buffy gibi mütevazı sayıda kendi kült izleyicisine sahip bir diziniz olacak. Glee bu sezon Fox’ta gösterilmeye başladığında TV pazarında kimsenin var olduğundan haberinin olmadığı büyük bir boşluğu doldurup, bir de üstüne çağımızı tanımlayan bir pazarlama dehasına imza attı.

İlk sezonu hala devam eden Glee, yakından tanıdığımız Amerikan lisesine daha önce alışık olmadığımız bir heyecan, iyimserlik ve enerji getirerek, kültürel çeşitlilik denilen çorbanın da tanımını yeniden yapıyor. McKinley Lisesi’nde geçen postmodern müzikal diyebileceğimiz Glee, dışlanmış öğrencileri bir araya getirip, şarkı söyleyip, dans ettirip, araya da ergen sorunlarını sıkıştırarak, okullarının olmasa da, dünyanın en popüler öğrencilerine dönüştürüyor.

Yazının devamı sulugreyfurt'ta

Bir Twit attım, dönemem

Kimine sosyal jungle, kiminin kimliklerini sürekli yenilediği sonsuz bir ifade alanı. Sosyal medyayla hepimiz online bir köyün sakinleriyiz. Bu köyden göç de zor gibi gözüküyor..

Bilgisayarı ergenlikten çok sonra tanıyan kuşaklar için sosyal medya dünyası, bir türlü adapte olamadığınız, sürekli yanlış bir şey yaptığınız duygusunu üzerinizden atamadığınız, bir tür sosyal jungle. Cep telefonu mesajlarıyla flört etmeyi öğrenen, online kimliği bir küratör edasıyla sürekli yenilenen genç nesiller için ise internet üzerinden gelişip büyüyen dijital medya, emin adımlarla ilerledikleri bir oyun alanı.

Psikolog ve sosyologların yarım yüzyıldır kafa patlattıkları, şehir kültürü, şehirde yaşama kodları, beyin göçü, sosyal bağlardan koparak birey olma durumlarının modern insanı nasıl etkilediği, yerini tamamen zıttı kaygılara bırakmış durumda. Dünya online bir köy ve bu köyde mahalle arkadaşlarınızdan, on yıl önceki iş arkadaşlarınıza ve bir gece önce bir partide ne sohbet ettiğinizi hatırlamadığınız o geveze kadına kadar herkes bir arada.

Duvarınızda akıp giden arkadaşlarınızın haber bülteni olmadan çok önce Facebook, naif bir sosyal iletişim alanıydı. Sonra haberler ve fotoğraf işaretlemeyle, dijital iletişimin tanımı değişti. İlk başlarda, ancak birisinin profiline girerek duvarında yazanları okuyabilirken, şimdi devasa bir partide gibiyiz. Kim kimden ayrıldı? Kim hangi müziği dinliyor? Kim hangi diziye hasta? Dün gece gittiği partide kim sarhoş oldu?

Yazının devamı sulugreyfurt'ta
Related Posts with Thumbnails